ERDOĞAN TOPRAK erdogan.toprak@erdogantoprak.com.tr  
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU - 10 EKİM 2017
 

 
CHP İstanbul Milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak’tan Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin Haftalık Değerlendirme Raporu - 10 Ekim 2017
1.         Türkiye ile ABD arasında bir süredir devam eden gerginlikler vize ambargosu ile zirve noktasına ulaştı. Türkiye’nin bu kara listeye dahil edilmiş olması, ülkemiz adına kabul edilemez bir durum!
Türkiye ile ABD arasında son dönemde yaşanan gerginlikler vize ambargosuna kadar ulaştı. Bir ay önce Başkan Trump ile görüşen Cumhurbaşkanının “Dostum Trump” dediği ABD yönetimi ile gelinen nokta, ikili ilişkilerin geleceği açısından sıkıntılı bir sürecin başladığını ve bu sıkıntıların artacağını işaret ediyor. NATO üyesi ve ABD’nin müttefiki Türkiye’nin; Suriye, Libya, Somali, Sudan, Yemen, Eritre, Gine ve benzeri ülkelerle aynı kategoriye konularak vize ambargosuna tabi tutulması ülkemiz adına üzücü ve incitici bir karar. Belirtilen ülkelere vize ambargosunun gerekçesi “teröre destek, kaçak mülteci olarak ABD’ye girişleri vb.” nedenler olarak dile getirilmişti. NATO üyesi ülkeye vize ambargosu koyan ABD’nin bu yaklaşımında ısrar etmesi durumunda, Türkiye, ekonomik yaptırım ve ambargolara da maruz kalabilir.
2.         Astana’da alınan karar doğrultusunda, Suriye’nin İdlib kentinde oluşturulacak çatışmasızlık bölgesi için Türkiye, ilk adımı attı. Bölgenin iç güvenliği ve denetimi TSK tarafından sağlanacak.
Hava desteğinin ABD tarafından değil de Rus ve Suriye hava kuvvetlerince sağlanması ise bu operasyonun dikkat çeken özel bir boyutu. Aynı zamanda Afrin’i de kuşatabilecek yeni bir süreç başlarken, İdlib operasyonu Esad yönetimi ile hükümet arasında daha da yakınlaşmanın bir adımı olacaktır. İdlib süreci olası çatışmaların başlaması durumunda, bazı riskleri beraberinde getirebilir.
Asıl hedef olan çatışmasızlığın sağlanması halinde ise Suriye’de barış adına olumlu sonuçlar yaratabilir. Cihatçıların İdlib’ten sökülmesi Suriye iç savaşını da sona erdirecek önemli bir sürecin başlangıcı olabilir. Bu aynı zamanda Rusya-İran-Türkiye yakınlaşmasının daha ileri bir adımıdır. 
3.         Hükümetin İdlib’te sorumluluk üstlenmesinin amaçlarından birisi de, İdlib’i muhalif güçlerin kontrolüne alarak, İdlib’e komşu olan ve PYD-YPG’nin kontrolünde bulunan Afrin’i kuşatmak!
Ancak Esad ordusu ve DSG İdlib’e yöneldiğinde nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalınacağını, Türkiye destekli silahlı gruplarla Suriye Ordusu veya DSG arasında İdlib üzerinde bir çatışmanın gündeme gelip gelmeyeceğini bugünden kestirmek güç. Muhtemelen bu aşama söz konusu olduğunda, Rusya’nın tavrı belirleyici olacak. Hükümet İdlib'de Rusya ve İran'la ortak hareket etmesinin karşılığında Kürtlerin kontrolündeki Afrin'e müdahale imkânı sağlanmasını bekliyor. Cumhurbaşkanının açıklamalarından İdlib için yapılan yığınağın bir hedefinin de Afrin olduğu anlaşılıyor. Sınırdaki güç yığınağının diğer amacı da Suriye Ordusu’nun kontrol altına aldığı alanın genişlemesi ve Rusya’nın hava desteğiyle yürütülen harekâtlardan Türkiye sınırına doğru yoğunlaşan silahlı cihatçı akınının önünün kesilmesi…
4.         İdlib Operasyonu’nun insani boyutu üzerinde dikkatli olunması gerekiyor. Sivil ölümlerine ve kimyasal silah kullanımına seyirci kalınmamalı!
2 milyona yaklaşan bir nüfusu barındıran ve cihatçıların Rakka’dan sonra son kalesi konumunda olan İdlib’te, çatışmaların başlaması halinde, yaygın bir insani sorunla, büyük bir göç dalgasıyla karşılaşılması ihtimali gündemde. Bombardımanların artması ve kimyasal silahlı saldırıların devam etmesi durumunda yeni göç dalgalarının sınırımıza yönelmesi kaçınılmaz bir durum gibi görünüyor. (İdlib’te 4 Nisan’da 100 sivilin ölümüne yol açan kimyasal silahlı saldırı yaşanmıştı!) Halen 3,5 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan ülkemiz açısından İdlib’ten gelecek göç akınının yansımaları ciddi bir sorun oluşturacaktır. Üstelik bu kez göçenlerin arasında binlerce cihatçının da yer alması söz konusudur!
5.         Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (KIBKY) tarafından gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu sonrasında, Türkiye-İran-Irak arasındaki ilişkiler hızla yoğunlaştı.
Bağdat ile yakınlaşan ve “tek muhatabımız” diyen Hükümet İran ile ilişkileri ise askeri, siyasi ve ekonomik açıdan daha ileri taşımak amacında. Önce Genelkurmay Başkanı ardından da Cumhurbaşkanı Tahran’ı ziyaret etti. İkili ticaret hacminin hedeflendiği şekilde 35 milyar dolara çıkartılması yanında Barzani’ye ve Kuzey Irak’a karşı atılacak adımlar konusunda mutabakat sağlandığı kaydedildi. Yapılan ortak açıklamalar gerek Kuzey Irak’taki ortak adımların gerekse ikili ilişkilerin yeniden şekillendirildiğini gösteriyor. Ancak iki ülkenin bölgede çatışan çıkarları ve güç rekabetinin bu işbirliğini sorunsuz şekilde kalıcı ve uzun ömürlü kılması güç görünüyor.
6.         KIBKY’nde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu sonrasında ortaya çıkan gerginliklerin tansiyonu, süreç ilerledikçe azalıyor. Herkesin gözü 1 Kasım’da ortaya çıkacak yeni siyasi tabloda!
KIBKY Başkanı Mesut Barzani referandum sonrası tartışmaların en alevli olduğu günlerde, komşuları İran ve Türkiye’den, Bağdat’tan tehditlerin yağdığı bir ortamda 1 Kasım’da seçim kararı aldığını açıkladı. Üç gün içinde sınır kapıları ve havaalanlarının teslim edilmesini isteyen Bağdat yönetimi bu tavrında ısrarcı davranmıyor. Barzani bağımsızlık sözünü fazla kullanmasa da referandumun sonuçlarının iptalinin söz konusu olmayacağını ilan etti. Asıl önemlisi 1 Kasım’da Kuzey Irak’ta yapılacak meclis ve başkanlık seçimleri. En sert açıklamaları yapmasına karşın eylemde en geride duran Türkiye, tarihsel bir fırsatı daha değerlendiremedi ve Fransa Avrupa’dan gelip, komşumuz Irak’taki krizin çözümünde inisiyatif aldı.
7.         Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in gerçekleştirdiği Rusya ziyareti, bölgemizdeki ve uluslararası alandaki yeni gelişmeler açısından dikkat çekici!
İki ülke arasında Sovyetler Birliği döneminden bu yana, ikili ilişki söz konusu değildi. 2007’de Putin’in Riyad ziyaretinden sonra, ilk kez bir Suudi Kralı Rusya’yı ziyaret etti. Suriye’de sahaya inerek bölgeye yerleşen Rusya, yeni dengelerin belirleyicisi… ABD’nin bölgedeki en yakın müttefiki konumunda olan Suudilerin Rusya ile yakınlaşması, Rusya’nın konumunu önemsediklerini gösteriyor. Suudilerin yaptıkları bu hamle, askeri ve ekonomik işbirliği alanında imzalanan onlarca anlaşma, milyarlarca dolarlık sözleşme, Rusya’nın bölgemizdeki varlığı ve etkinliğinin pekiştiğini gösteriyor. Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alacağı açıklanan Suudi Arabistan’a teknoloji transferinin de yapılacağının açıklanması, Türkiye’nin S-400 alımıyla kıyaslandığında kritik bir adım!
8.         75 bin ton karkas et ithalatına gümrüksüz olarak izin verilmesinden sonra, 7 Ekim’de çıkartılan kararla, tonaj belirtilmeksizin “kemiksiz lop et” ithalatına da olanak sağlandı!
Canlı hayvan ve karkas et ithalatından sonra Hükümet, çıkarttığı yeni kararname ile “lop et” ithalatına izin verdi. Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) yanı sıra, özel sektöre de limit konulmaksızın tanınan et ithalatı ardından marketlerde ithal kıyma ve kuşbaşı et satışı başlayacak. Enflasyonu ve gıda fiyatlarını düşürmeyi amaçlayan hükümetin bu adımlarıyla ülke hayvancılığı tümüyle bitirilecek. Kırmızı et üreticileri birliği uygulamanın başlaması durumunda üretimden çekileceklerini açıklarken, Ankara’ya yürüyeceklerini belirtiyorlar. İthal kıyma ve ithal kuşbaşı etin marketlerde satışa sunulmasıyla, belki et fiyatları bir miktar düşecek ancak yerli üretim tümüyle ortadan kalkacak, bir süre sonra Türkiye ette tümüyle dışa bağımlı hale gelecek.
9.         Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) İstanbul’da yapılan Avrupa-Orta Asya Bölge Toplantısı, katılımın düşüklüğü ve boykotların ulaştığı boyutla, fiyaskoyla sonuçlandı!
ILO’nun dört yılda bir yapılan bölge toplantılarından 10’uncusu, Avrupa ve Orta Asya Bölge Toplantısı’na bu yıl Türkiye ev sahipliği yaptı. Avrupa İşçi Konfederasyonları Birliği (ETUC) ve Uluslararası İşçi Konfederasyonları Birliği’nden (ITUC) yapılan boykot çağrısıyla katılım en dip düzeyde kaldı. Avrupa Bölgesinde ITUC üyesi 91 konfederasyondan 87’si toplantıya gelmedi. OHAL, KHK’larla toplu işten çıkartmalar, ihraçlar, sendika ve örgütlerin kapatılmasını protesto amaçlı boykot sonrasında hazırlıkları 2 yıldır süren, böylesine büyük bir uluslararası organizasyon, ülkemiz adına üzücü şekilde sonuçlandı. ILO Bölge Toplantısı’na 51 üye ülkeden 47’si katılmadı.
10.       Hükümetin TBMM’ye sunduğu Torba Yasa Tasarısı ağırlıkla vergi düzenlemeleriyle kamuoyu gündemine gelmesine karşın, tütün konusundaki düzenlemeler dikkat çekici!
Bu alanda getirilen yasaklar, kısıtlamalar, üreticilere yönelik cezalarla zaten her geçen gün azalan üretim ve artan ithalat tablosu daha da kötüleşeceği gibi, fındık ve etten sonra Tütün de yabancı üretici ve ithalatçılarının, sigara tekellerinin kontrolüne bırakılacaktır. Tütün Eksperleri tarafından yapılan değerlendirmede, Torba Yasa’daki tütün düzenlemeleri, Osmanlı’nın son döneminde Avrupa ülkelerine tanınan Reji idaresi imtiyazlarıyla paralel görülmektedir.
Yıllık üretim 400-500 bin tondan bugün 50-60 bin tona gerilemiş durumda. Türkiye bugün ürettiğinden kat kat fazla tütün ithal eder konumda. Torba Yasa ile getirilmek istenen değişiklikler ise tütün üretiminde gittikçe vahim bir hal alan bu tabloyu daha da kötü bir noktaya taşımayı öngörüyor.
Torba Kanun’un 68.Maddesi ile 4733 sayılı Kanun’da bulunan ancak bugüne kadar uygulanamamış olan Açık Artırmalı Satış Sistemi, sarmalık kıyılmış tütün ticaretine kaynak oluşturduğu gerekçesi ile kaldırılıyor. Açık artırmalı satış sisteminin kaldırılmasıyla, herhangi bir tütün tüccarı ile sözleşmesi olmayanlar yaprak tütün üretemeyecek. Yasanın bu haliyle geçmesi durumunda, yeni üretilmiş olan 2017 yılı mahsulü en az 20 milyon kilo olarak tahmin edilen tütünün ne olacağı belirsiz. Bu tütünlere sahip tütün üreticileri, otomatik olarak hapis ve para cezası ile karşılaşacaklar.
Getirilen cezalarla kayıt dışılık ve kaçakçılık adeta teşvik ediliyor. TBMM’deki görüşmeler sırasında Torba Yasa’daki tütünle ilgili bu değişikliklerin gerekçeleri konusunda meclisin ve toplumun gerçek gerekçeleriyle ikna edilmesi gerekiyor. Aksi halde bu düzenlemelerin, birilerinin talepleri ve çıkarları doğrultusunda yapılmak istendiğini düşünmemizin önünde ikna edici başka bir gerekçe görünmüyor.
   
 

Bu yazı 59 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
Türkiye zor bir viraja girdi
Sorunları barışla aşacağız
Erdoğan Toprak'tan Laiklik ve Sporda Şiddet Çıkışı!
Türk Sporu'nun AKP ile çöküşü
Toprak: Asıl sorulması gereken IŞİD kaynağı nereden buluyor?
Erdoğan Toprak Habertürk'te 22 Ekim 2015
Erdoğan Toprak Fox TV'de - 21 Ekim 2015
Toprak: Projelerimizin pozitif algı oranı %60'ın üzerinde
12 Eylül Yasalarını Çöpe Atacağız
Milletçe alkışlıyoruz
Listemize kayıt olun, haberler ve gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.
E-Posta Adresiniz:
     
 
AB, Türkiye'ye vizeyi kaldıracak mı?

Vizenin kalkacağına inanıyorum
AB'nin samimi olmadığını düşünüyorum
Mülteci anlaşmasının uygulanmasında tereddütlüyüm
Türkiye 72 kriteri yetiştiremeyebilir
AB, mülteciler için Vize ile Türkiye'yi oyalıyor
Bir fikrim yok

Sonuçları göster Anket arşivi
 
     
 
 
 
 
 
Özgeçmiş
Bize ulaşın
Soru sorun
Günün tüm haberleri
Duyurular

 

GÜNDEM
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Dünya
Yaşam
Kültür Sanat
Bilim ve Teknoloji
Diğer
 
UZMAN BAKIŞI
Siyaset
Dış Politika
Ekonomi
Enerji
Diğer
BASIN DÜNYASI
Basın Bültenleri
Medya Etkinlikleri
 
TBMM FAALİYETLERİ
Erdoğan Toprak
CHP
CHP İŞ DÜNYASI
Ziyaretler
Üye Vekiller
Duyurular
Yayınlar
   
 
E-KÜTÜPHANE
Dergi
Makale
Kitap
Araştırma
Raporlar
Meclis Bülteni
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ