ERDOĞAN TOPRAK erdogan.toprak@erdogantoprak.com.tr  
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU - 14 ŞUBAT 2017
 

CHP İstanbul Milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak’tan Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin Haftalık Değerlendirme Raporu - 14 Şubat 2017
1.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile yaptığı görüşmeden hemen sonra, Suriye politikasında, 180 derecelik bir değişiklik gündeme geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TSK’nın El Bab’dan derine inmesinin doğru olmayacağını açıklamış, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, El Bab’ın kontrol altına alınmasının ardından, Fırat Kalkanı Harekâtının da sonlandırılacağını dile getirmişti. Ancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı CHP İstanbul Milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak’tan Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin Haftalık Değerlendirme Raporu - 07 Şubat 2017 Trump arasında yapılan 45 dakikalık telefon görüşmesinden sonra, Suriye politikasında değişimin gündeme geldiğini görüyoruz. CIA Başkanı Pompeo’nun bu görüşmeden sonra apar topar Ankara’ya gönderilmesi, iki gün boyunca Cumhurbaşkanı, Başbakan, MİT ve Genelkurmay yetkilileriyle görüşmeler yapması dikkat çekicidir. Cumhurbaşkanının “El Bab’dan sonra Rakka ve Münbic’e gidileceğini, operasyonun devam edeceğini söylemesi, TSK’nın Suriye bataklığına iyice saplanacağını göstermektedir.
2.Türkiye’nin Devlet olarak ABD’nin yeni yönetimi ile ilişkilerini ağırlıkla CIA üzerinden yürütmeye yönlendirilmesi tehlikeli bir sürecin başlangıcıdır.
ABD Başkanı, Türkiye Başbakanına ve Cumhurbaşkanına “muhatap” olarak CIA Başkanını gönderdi. ve layık görmüştür. CIA Başkanının en üst düzeyde resmi kabul görmesi, bu kabullerin bir protokol kabulü olmanın ötesine taşarak, en üst düzeyde muhataplık konumuna yükseltilmesi, devletin saygınlığı, onuru ve ağırlığı adına kabul edilemez. Bir devlet, bir başka devletin istihbarat örgütüyle masaya oturarak, politika belirleyemez. TSK’nın ve Mehmetçiğin, ABD’nin Suriye planlarının aracı haline getirilmesi, ülkemizin iyice savaşın içine girmesi sonucunu doğuracaktır. Hükümetin Suriye’de Rusya ile yakınlaşmasından rahatsız olan ABD yönetiminin, şimdi Türkiye’yi Rakka’da yanına çekme çabasının da, bu kez Rusya’da ve İran’da rahatsızlık yaratacağı açıktır.
3.Rusya, Suriye’de Türkiye’nin farklı planlara yönelmesi ve olası Türkiye-ABD işbirliğine karşı elindeki kozlarını devreye sokmaktan çekinmeyeceğinin sinyallerini vermektedir.
Türkiye’nin Rakka operasyonu konusunda ABD ile anlaşma noktasına gelmesinin ardından, Rusya’nın askerlerimizi kazayla vurması ve Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın “PKK ve PYD’yi terör örgütü olarak görmüyoruz” açıklaması yapması, Türkiye’ye verilmiş mesajlar olarak görülmelidir! Rusya’nın yeni anayasa taslağında Suriye Kürtleri için özerkliği ve federasyonu gündeme getirmesi, 15 Şubat’ta Moskova’da “Kürt Konferansı” düzenlenmesi, birlikte değerlendirilip analiz edildiğinde, Türkiye ile Rusya arasında ABD’deki yönetim değişikliğinden sonra yeni sorun alanlarının ortaya çıkmaya başladığı söylenebilir. Rus Büyükelçisi Karlov’un suikasta kurban gitmesi ile politikalarını Rusya’ya göre şekillendirme konusunda adeta seçeneksiz kalan Hükümet, şimdi, Rusya’ya karşı ABD desteğini öne çıkartmak istemektedir. Rusya da kendi kozlarını peş peşe devreye sokacağının sinyallerini vermektedir.
4.Suriye politikasında, ABD-RUSYA arasında sıkışan Hükümet, bir aşamadan sonra, Esad yönetimi ile de masaya oturmak, Suriye ile işbirliği yapmak zorunda kalabilir.
Suriye’de Türkiye, Rusya, İran arasında oluşturulan üçlü mekanizma bir yandan siyasi çözümün altyapısını hazırlamaya, diğer yandan ateşkesin devamını sağlamaya çalışırken, Suriye’de oluşacak yeni yapının, Türkiye açısından terör saldırılarını bertaraf edecek bir şekilde oluşması gerekmektedir. Trump yönetiminin, Rusya ile işbirliğini dile getirmesi yanında, Türkiye ile de Rakka operasyonu için arayışlara girmesi, önümüzdeki süreçte ABD’nin daha aktif şekilde sahada olacağının işaretlerini veriyor. Suriye’de ABD’nin içinde olmadığı bir sürecin ya da çözümün kalıcı olması söz konusu değil. Rusya, İran’ın benimsemeyeceği bir çözümü zaten gündeme getirmeyeceği için, İran’ın rızası daha baştan alınmış olacak.
5.Münih’te düzenlenen Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda (UGK) gündeme gelen yeni tehditler: Cihatçı Terör, Batıda Yükselen Aşırı Milliyetçilik!
Uluslararası mülteci krizi, IŞİD terörü, Avrupa ülkelerinde aşırı milliyetçi siyasetin yükselişi, ırkçılık, ayrımcılık, İslam karşıtlığı dalgasının yayılması yanında, dünyanın bazı bölgelerinde doğrudan büyük devletlerarasındaki “paylaşım ve etkinlik” mücadeleleri de gündem maddeleri arasında yer alıyor.
ABD'nin başta NATO olmak üzere küresel örgütlere siyasi ve parasal desteğini azaltma yaklaşımları, güvenlik konsepti açısından yeni sıkıntılı alanlar olarak görülüyor.
UGK’ye sunulmak üzere hazırlanan Münih UGK 2017 raporunda;
*Uluslararası güvenliğin, 2'inci Dünya Savaşı'ndan bu yana hiç günümüzdeki kadar kırılgan bir durumda olmadığı” vurgulanırken, “Batı'nın hakimiyetindeki liberal dünya düzeninin sonuna yaklaşıldığı” görüşüne yer veriliyor.
*Donald Trump'ın demokrasi, hürriyet ve insan hakları gibi kavramları telaffuz etmemiş olmasının liberal değerler açısından umut verici olmadığı, dile getiriliyor.
*Demokratik açık ve şeffaf toplum değerlerine karşı olanların yükselişe geçtiği ve Batı ülkelerinde liberal toplum modeline duyulan güvenin hızla eridiğine dikkat çekiliyor.
*Çarpıtılmış, kurgulanmış haberlerin medyada yaygınlaşmasının, yabancı düşmanlığını, ırk-köken-din-inanç düşmanlıklarını körüklediği, ifade ediliyor.
*2011 yılından bu yana en az 300 bin kişinin hayatını kaybettiği ve halkın yarısının mülteci durumuna düştüğü Suriye'deki iç savaş gibi dış anlaşmazlıkların da liberal toplum düzenini tehdit ettiği belirtiliyor.
6.Araştırma Şirketi Gallup tarafından yapılan; medya etkinliği ve Türk halkının medya alışkanlıkları ile ilgili araştırmanın sonuçları, oldukça çarpıcı!
Referandum yaklaşırken, yürütülecek kampanyalarda medya etkinliği ve medyayı kullanım alışkanlıkları önem kazanmaktadır. Gallup araştırmasının sonuçları, Türk halkının haberleri takip etmede en çok kullandıkları medya aracının “televizyon” olduğunu göstermektedir.
%83 Televizyon          %54 İnternet %27 Yazılı basın         %15 Radyo
Halkın yüzde 72’si de medyayı telefonu üzerinden takip ettiğini belirtmektedir. 25 yaş üstü yetişkinlere göre İNTERNET, iletişim ve medya kullanımında televizyondan daha fazla tercih edilmektedir. Haber izlemek için en çok kullanılan televizyon kanalı Fox TV, ilk sırada yer almaktadır.
%27 Fox TV     %25 ATV         %23 Kanal D   %19 TRT1        %18 ShowTV
Gallup araştırmasının sonuçlarına göre, yüzde 67’lik kesim haberleri takip etmeyi “çok önemli” olarak nitelerken, yaş yükseldikçe habere verilen önemin oranının da yükseldiği görülüyor. 55 üstü yaş grubundakilerin yüzde 80’i haber takibini “çok önemli” bulurken, bu oran 15-24 yaş grubu arasında yüzde 50. İnternette sosyal medya mecrasının kullanımında facebook, youtube, ve instagram ilk sıralarda yer alıyor. Türk halkı interneti en çok video izlemek için kullanıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek oranı:
-           İlkokul ve düşük eğitimlilerde %69
-           Üniversite ve üstü eğitimlilerde %42
Hükümetin yolsuzluk yaptığını düşünenlerin oranı, ilkokul ve düşük eğitimlilerde yüzde 42 iken, üniversite ve üstü eğitimlilerde yüzde 56. Basın özgürlüğüne duyulan inancın, özellikle gençler ve kırsal kesimde yaşayanlar arasında da çok düşük olduğu görülüyor.
7.IMF Türkiye Masası uzmanlarının hazırladıkları Türkiye Raporu, küresel yatırımcılar açısından Türkiye ekonomisi konusunda atılacak adımlarda belirleyici niteliktedir.
IMF’nin tespit ve gözlemlerinin, uyarılarının yansıtıldığı Türkiye Raporu çok ciddi kriz emarelerini gözler önüne seriyor. IMF, ekonomide durgunluk riskinin arttığını, bunu önlemek için enflasyon hedefini tutturma mücadelesinin geri plana itilebileceğini dile getirirken, uygulanan sıkı bir para politikasının, kurlarda hızlı çıkışa yol açma ihtimalinin yüksek olduğunu, buna bağlı olarak da Merkez Bankası’nın ciddi faiz artışları yapmak zorunda kalacağını belirtiyor.
IMF ekonomik durgunluğa karşı uygulamaya konulan harcamaları ve talebi artırıcı maliye politikalarının kısıtlı bir alanda, kısa süreli sonuçlar verebileceğini, buna karşılık mali disiplinden uzaklaşmanın faturasının daha ağır olabileceği uyarısını yapıyor.
8.“Konutta Milli Seferberlik” diye açıklanan Dar gelirli vatandaşı ev sahibi yapmak için başlatılan kampanyalarda, 1+1 dairelerin aylık taksitleri, 1600-1900 TL! 
Hükümet referanduma gidilirken Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığını (GYO) devreye sokarak, 20 yıl vadeli konut satışı kampanyası başlattı. “Kira öder gibi ev sahibi olma” hayalini pazarlayan hükümetin, 1400 TL asgari ücretli birisinin bu kampanyadan nasıl yararlanacağını açıklaması gerek. Diğer boyut, sırtını Emlak Konut’a dayamayan müteahhitlerin bu sistemde yer almaları, 20 yıl vadeye dayanabilmeleri çok zor… Satışa sunulan projelerde 1+1 daireler, 300-400 bin TL. 20 yıl vadeli satışlarda aylık kredi taksitleri 1600 TL’den başlıyor. 2+1 daireler ise milyona yaklaşıyor, dar gelirli bir vatandaş, 3.500 TL’den başlayan taksitleri hiç ödeyemez! Dolayısıyla yandaş müteahhitleri ayakta tutmaya endeksli bu kampanyalar, paralı kişilere uzun vadeli lüks konut sahibi olma olanağı sağlamaktan öte bir sonuç yaratmayacaktır.
9.2016 toplam cari açık 32,6 milyar dolar! Geçen yıl ülkeye giren 11 milyar dolar tutarındaki “kaynağı belirsiz döviz” tutarı, 2017 yılında cari açık tablosunun daha da kötüleşeceğini gösteriyor!
Merkez Bankası 2016 yılsonu itibarıyla, Ödemeler Dengesi Bilançosu ve Cari Açık verilerini açıkladı. Buna göre, geçen yılın tamamında verilen cari açık toplamı 32 milyar 605 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2017 yılında cari açıktaki aylık artışların yüksek seyretmeye devam edeceğini, yılsonunda 40-50 milyar dolarlık cari açık tutarına ulaşılmasının sürpriz olmayacağını söyleyebiliriz.
AKP iktidarları döneminde 40 milyar doları aşan “kaynağı belirsiz döviz girişleri” 2016 yılında da devam etti. Aralık ayında 2 milyar dolarlık bir “gizemli döviz girişi” gerçekleşirken, TCMB verilerine göre, 2016 yılının tamamında, ülkeye giriş yapan kaynağı belirsiz döviz tutarı 11 milyar dolara ulaştı.
Cumhurbaşkanının dövizdeki kur artışına karşılık, insanları dövizlerini bozdurmaya, TL ve altına geçmeye çağırması sonrasında, döviz hesaplarındaki bozdurma sembolik düzeyde kalırken, altına yönelik talebin arttığı anlaşılıyor. Altın ithalatı tutarı 2016 yılının Aralık ayında, 1 milyar 264 milyon dolara ulaşırken, 2015 yılının Aralık ayında 292 milyon dolar olan altın ithalatını da hemen hemen beşe katlamış oldu. 
Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net giriş 1.5 milyar dolar olurken, yurt dışına giden doğrudan yatırım tutarı ise 4 milyar 283 milyon dolar oldu. Diğer deyişle, ülkeye gelen yatırımın iki katından fazlası yurt dışına gitti. Resmi döviz rezervleri yılsonu itibarıyla 6 milyar 966 milyon dolar azaldı.
Döviz gelirleri ile giderleri arasındaki açık giderek büyüyor. İhracat, Turizm, vb. döviz kazandıran kalemlerdeki sert düşüşlerin yansıması kendisini cari açıkta göstermeye başladı. Giderek de bu gidişin daha da ağırlaşacağını bugünden öngörmek olanaklıdır.
10.Düzenleyici ve denetleyici kurumların özerkliği AKP iktidarları döneminde tamamıyla ortadan kaldırıldı. Bu kurullar siyasi iktidarın baskı ve müdahale aracı haline getirildi.
2001 yılında, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile stratejik ve kritik sektörlerin siyasi iktidarların baskılarından kurtarılması için “Özerk Düzenleyici-Denetleyici-Piyasa Yapıcı Kurullar” oluşturuldu. (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Enerji Piyasaları Kurulu, Rekabet Kurumu, Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu, Şeker Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Kamu İhale Kurumu vb.) AKP iktidarları döneminde yapılan yasa değişiklikleri ile bu kurulların özerkliği yok edildi. Ağır para cezaları ile enerji, petrol, elektrik şirketleri, bankalar baskı altına alınmaya çalışıldı. Şimdi benzer bir durum Şeker Piyasaları Düzenleme ve Denetleme Kurulu için gündemde.
Şeker Kurulu başkan ve üyelerinin görev süreleri geçen yılın Ağustos ayında doldu. Altı aydan bu yana kurula yeni atamalar yapılmıyor ve Şeker Kurulu fiilen “yok hükmünde” bir konuma getirilmiş durumda. Halkımızın en temel gıdalarından birisini oluşturan şeker piyasaları altı aydır denetimsiz ve kontrolsüz halde! (Hükümetin Şeker Üst Kurulu’nu lağvetmeyi, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde bir genel müdürlüğe dönüştürmeyi planladığı haberleri gelmektedir.)
 
 

Bu yazı 66 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
Türkiye zor bir viraja girdi
Sorunları barışla aşacağız
Erdoğan Toprak'tan Laiklik ve Sporda Şiddet Çıkışı!
Türk Sporu'nun AKP ile çöküşü
Toprak: Asıl sorulması gereken IŞİD kaynağı nereden buluyor?
Erdoğan Toprak Habertürk'te 22 Ekim 2015
Erdoğan Toprak Fox TV'de - 21 Ekim 2015
Toprak: Projelerimizin pozitif algı oranı %60'ın üzerinde
12 Eylül Yasalarını Çöpe Atacağız
Milletçe alkışlıyoruz
Listemize kayıt olun, haberler ve gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.
E-Posta Adresiniz:
     
 
AB, Türkiye'ye vizeyi kaldıracak mı?

Vizenin kalkacağına inanıyorum
AB'nin samimi olmadığını düşünüyorum
Mülteci anlaşmasının uygulanmasında tereddütlüyüm
Türkiye 72 kriteri yetiştiremeyebilir
AB, mülteciler için Vize ile Türkiye'yi oyalıyor
Bir fikrim yok

Sonuçları göster Anket arşivi
 
     
 
 
 
 
 
Özgeçmiş
Bize ulaşın
Soru sorun
Günün tüm haberleri
Duyurular

 

GÜNDEM
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Dünya
Yaşam
Kültür Sanat
Bilim ve Teknoloji
Diğer
 
UZMAN BAKIŞI
Siyaset
Dış Politika
Ekonomi
Enerji
Diğer
BASIN DÜNYASI
Basın Bültenleri
Medya Etkinlikleri
 
TBMM FAALİYETLERİ
Erdoğan Toprak
CHP
CHP İŞ DÜNYASI
Ziyaretler
Üye Vekiller
Duyurular
Yayınlar
   
 
E-KÜTÜPHANE
Dergi
Makale
Kitap
Araştırma
Raporlar
Meclis Bülteni
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ