ERDOĞAN TOPRAK erdogan.toprak@erdogantoprak.com.tr  
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU - 16 OCAK 2018
 

CHP İstanbul Milletvekili, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak’tan Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin Haftalık Değerlendirme Raporu - 16 Ocak 2018
1.         PYD’yi ordulaştırma planını açıklayan ABD’nin, Beyaz Saray’da da Türkiye destekli ÖSO yöneticileriyle, İran ve Hizbullah’a karşı Suriye’de savaş planları yapmaya başlaması dikkat çekicidir!
ÖSO yöneticilerinin İran ile savaşa hazır olduklarını belirten açıklamaları, Soçi’deki Suriye Halkları Ulusal Kongresi’nin yapılmasını engelleyeceklerini ilan etmeleri, bölgemizde ve sınırlarımızda çatışmaların daha yıllarca devam ettirilmesinin hedeflendiğini göstermektedir. ABD’nin İsrail-Suudi Arabistan-Türkiye ittifakı ve ÖSO üzerinden uygulamaya koymayı planladığı yeni Suriye Planı’nın içinde yer almak, ülkemize ağır faturalar çıkartacaktır. İran’a karşı, ÖSO ile ABD arasında mutabakata varılan işbirliği ve savaş politikası, sınırlarımızı daha büyük ateşe atacaktır.   İdlib’te Rusya ve İran ile anlaşmazlıklar, ABD ile dışa karşı sergilenen kavga görüntüsüne karşılık, ÖSO üzerinden yürütülen diyalog sonrasında gündeme gelen Afrin - Menbiç çıkışları başka bir pazarlığın habercisidir!
2.         Soçi Konferansı’na sıcak bakmayan ve çeşitli itirazlarla bugüne kadar erteleten Türkiye’nin yanı sıra, ABD de Rusya’nın inisiyatifi ve etkinliğindeki Soçi Konferansı’nı engellemeye çalışıyor.
Suriye Ulusal Diyalog Konferansı öncesinde yaşanan gelişmeler, gerek Esad yönetimi gerekse diğer Sünni, Arap, Türkmen, Süryani, Şii, Kürt siyasi gruplar açısından “masaya eli güçlü şekilde oturmak” iddiasından da kaynaklanıyor. Hükümet, en baştan itibaren Kürtlerin Suriye’de herhangi bir barış görüşmesine katılımına karşı çıkıyordu. PYD-YPG’nin katılımını kırmızı çizgi ilan etmişti. Rusya’nın çözümüne göre, konferansa bölgedeki tüm etnik ve siyasi gruplar bağımsız kimlikleriyle bireysel olarak katılacaklar. ABD Soçi Konferansı’nın engellenmesi, başarısız olması için her yolu deniyor. Soçi Konferansı’na sıcak bakmayan Hükümetin İdlib ve Afrin konusunda gündeme getirdiği söylemler, sert çıkışlar da bu çerçevede görülmeli. 
3.         ABD’nin attığı adımlar, bir yandan Suriye’de kalıcı olacağını ilan etme mesajı, diğer yandan da İran ile yeni bir vekâlet savaşı hedeflendiğini göstermektedir.
ABD’nin beklenmedik bir adım atarak Kuzey Suriye Ordusu adı altında, en az 30 bin kişilik ve ana omurgasını YPG güçlerinin oluşturacağı bir düzenli silahlı yapılanmaya gideceğini açıklaması, bir anda Suriye’de sonuna yaklaşıldığı düşünülen savaşı alevlendirecek, yaygınlaştıracak, uzatacak bir gelişmedir. ABD’nin “Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı sınır ve bölge güvenliğinin sağlanması” gerekçesine dayandırdığı bu ordu gücü yapılanması, Türkiye-Irak-Suriye açısından yeni bir çatışma konusu olacaktır. Birbiriyle sınır komşusu olan üç devletin silahlı kuvvetlerinin yürüttüğü mücadeleye rağmen, yeni bir silahlı güç oluşturmak hem bu ülkelerin ordularına meydan okumak hem de sonunun nereye varacağı bugünden kestirilemeyecek istikrarsızlıklara zemin hazırlamaktır.
4.         Bütün bu gelişmeler sonrasında gelinen noktada, Suriye Kürtleri coğrafi olarak kontrol ettikleri bölgelerde, ABD ve Rusya tarafından korunma altındalar!
Rusya, Kürtleri tümüyle ABD yanında yer almaktan uzaklaştırmak için Afrin ve Menbiç’i elinde tutarak PYD-YPG ile bağlarını sürdürürken buralarda askeri güç bulunduruyor. Rusya aynı zamanda, Esad yönetimi ile Kürtler arasında aracılık yaparak gelecekte Kürtlerin Suriye’deki konumu ve statüsü konusunda ilerleme sağlanmasına destek veriyor. ABD ise daha ileri adımlarla, doğrudan YPG ağırlıklı DSG’yi silahlandırıp eğiterek, ordulaştırma ve bölgede bir silahlı güç haline getirme sürecini başlatmış görünüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, 29-30 Ocak tarihlerindeki Soçi Konferansı’na davet edilen katılımcılara Kürtlerin de dahil olduğunu belirterek, Kürtlerin Suriye ulusunun parçası olduğunu, vurguluyor!
5.         Astana’daki çatışmasızlık bölgeleri mutabakatından sonra, Türkiye’ye İdlib’te sorumluluk verilmesinde Rusya’nın beklentisi; cihatçıların tasfiyesi, sivil halkla ayrıştırılarak tecrit edilmesiydi!
Ancak Ekim’den bu yana Rusya ve İran’ın yanı sıra Esad yönetiminin de bu beklentilerinde somut gelişme olmayınca, Suriye Ordusu İdlib operasyonu başlattı ve Heyet Tahrir el-Şam’ı (HTŞ) hızla geriletmeye başladı. Hükümet şimdi Rusya ve İran ile, Esad güçlerinin durdurulmasını müzakere ediyor. Bu aynı zamanda çatışmasızlık bölgeleri anlaşmasının yara alması anlamına da geliyor. Burada şu tespiti yapmak doğru olacaktır; Hükümet her ne kadar İdlib’te sorumluluk üstlenmiş olsa da, asıl amaç İdlib’e yerleşip, konuşlanarak, bölgeye askeri yığınak yaparak, olası Afrin operasyonuna hazırlanmaktı. Bu nedenle, cihatçılarla, HTŞ ile geçtiğimiz dört ayda çok da ciddi bir mücadele yürütülmedi. Rusya ve İran da bunu gördükleri için, Suriye Ordusu’nun devreye girmesine onay verdiler.
6.         2011’de Arap Baharı eylemlerinin fitilinin ateşlendiği Tunus’ta özellikle enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlikteki ve yoksulluktaki artış halkın 8 yıl sonra yeniden sokaklara çıkmasına neden oldu.
Üniversite mezunu işsiz bir gencin kendisini yakmasıyla başlayan Arap Baharı eylemleri Tunus, Libya, Mısır gibi ülkelerde 20-30 yıldır yönetimdeki baskıcı liderlerin devrilmesiyle sonuçlansa da demokrasi beklentileri, ekonomik refah umutları gerçekleşmedi. Aksine istikrarsızlık ve kaos yaygınlaştı. Tunus demokratik yollardan kendisini toparlamaya çalışsa da ağır ekonomik sorunların çözülememesi toplumsal tepkiyi büyütüyor. Hükümetin ekonomik reform vaatlerine rağmen halkın eylemleri ve tepkileri yaygınlaşarak sürüyor. Tunus'ta ekonomik durumun protesto edildiği eylemlerde, 800'den fazla kişi gözaltına alındı. Tunus yönetimi, ekonomik sıkıntıların yanı sıra siyasi bir krizle de karşı karşıya kalabilir.
7.         Hükümet kuruluşunun henüz gerçekleşmediği Almanya’da, pazarlık konusu yapılan Büyük Koalisyon müzakerelerinde Türkiye’nin en önemli konu başlıklarından birisi olduğu, açıklandı!
Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) arasında yürütülen “Büyük Koalisyon” müzakerelerinde karşılıklı pazarlıklar yapılırken, Türkiye’nin müzakere masasında en kritik başlıklardan birisi olması üzücü. Almanya’da kurulacak hükümette iki partinin Türkiye’ye karşı izlenecek politika konusunda öncelikle anlaşmaya varma isteğinin içeriğine bakıldığında ise uzlaşma noktaları tamamıyla Türkiye’nin dışlanmasına yönelik. Angela Merkel Martin Schulz arasındaki pazarlıklarda, Türkiye’nin AB üyeliğine kapıların kapatılması, tam üyelik müzakereleri çerçevesinde açılan fasılların kapatılmaması ve kesinlikle yeni fasıl açılmaması konusunda iki partinin mutabakata vardığı kaydedildi.
8.         1 Mart’tan itibaren; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının açtıkları ihalelerle gerçekleştirdikleri ithalatlar, Ekonomi Bakanlığının iznine ve onayına tabi olacak!
Hükümet bir yandan ekonomide pembe bir tablo çizerken diğer yandan da atılan bazı adımlar iktidarın ciddi endişelerinin varlığını gösteriyor. Daha önce özel sektörün dövizle borçlanmasına sınırlama getiren hükümet, son aldığı kararla da adeta patlayan dış ticaret açığına önlem olarak kamu kuruluşlarının yapacakları ithalata izin şartı getirdi. Yerli muadili ve üretimi olan ürünlerin, malların ithalatına izin verilmeyecek ve bunların içerden temin edilmesi istenecek. Gümrük Kanunu kapsamındaki muafiyetlerde ise izin ve onay şartı aranmayacak. Geçen yıl büyük bölümü içeriden temin edilebilecekken açılan ihalelerle yurt dışından ithal edilen mal ve ürünlere kamu kuruluşlarının 11,5 milyar dolar ödedikleri dikkate alındığında, bundan böyle kamuya getirilen izin şartı, dikkat çekici!
9.         Hazinenin finansman açığı geçtiğimiz yılsonunda yüzde 400’e yaklaşan artışla 60 milyar TL’nin üzerine çıkarken, Hazine’nin iç borç çevirme oranı da yılsonu itibarıyla yüzde 125’e yükseldi!
En ağır kriz dönemlerinde bile Hazine’nin iç borç çevirme oranının yüzde 105 düzeyinde olduğu anımsandığında, yüzde 125’e ulaşan bu borç çevrim oranı kriz dönemlerini aratacak bir orandır. 2017 yılsonu itibarıyla yüzde 125’e çıkan iç borç çevirme oranı aynı zamanda mali disiplinin de tümüyle bir kenara atıldığının işareti. Bilindiği gibi iç borç çevirme oranı, bir takvim döneminde, anapara ve faiz olarak gerçekleştirilen toplam iç borç ödemesinin yüzde kaçı kadar yeniden borçlanma yapıldığını gösteriyor. Şayet bu oran 100’ün altındaysa, Hazine ödediği borçtan daha az yeni borçlanma yapmış demektir. Buna karşılık iç borç çevirme oranı 100’ün üzerinde ise bu da Hazine’nin ödediği toplam borçtan daha fazla yeni borçlanmaya gittiğini, iç borcun arttığını anlatıyor.
10.       2017 bütçesi 47, 4 milyar TL açıkla kapandı. Sadece Aralık ayında bir aylık bütçe açığı 20,9 milyar TL olurken, 2016 yılına kıyasla bütçe açığındaki artış yüzde 50 düzeyine ulaştı!
Maliye Bakanlığı 2017 bütçesinin verilerini açıkladı. Buna göre bütçe açığı Aralık’ta 20,9 milyar TL olurken, 2017 yılının tamamında 12 aylık bütçe açığı toplamı ise 47.4 milyar lira olarak açıklandı. 2016'da 20,3 milyar TL faiz dışı fazla verilmişken, 2017'de bunun ancak üçte birine yakın düzeyde ve 9,3 milyar TL faiz dışı fazla verildi. 2017 yılında bütçe gelirleri, yüzde 12’ye yaklaşan enflasyona karşılık, 2016 yılına göre yüzde 13,8 arttı ve 630,3 milyar liraya ulaştı. Bütçe giderlerindeki artış ise 2016 yılına göre, yüzde 16 büyüme gösterdi ve 677,7 milyar TL olarak gerçekleşti. Vergi gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,8 artarak 536 milyar TL olurken; faiz hariç bütçe giderleri ise yüzde 16,3 artarak 621 milyar TL'ye çıktı.
11.       2017 Ekim ayına ilişkin işsizlik ve istihdam verileri, önceki yılın aynı ayına göre baz etkisiyle 1,5 puanlık bir düşüş gösterse de yine çift haneli ve yüzde 10,3 seviyesinde!
TÜİK’in verilerine göre, işsizlik oranı 1,5 puanlık azalış ile yüzde 10,3 seviyesinde gerçekleşti. 2016 yılında özellikle 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında kamuda geniş çaplı ihraçlar ve işten çıkartmalarla işsizlik oranı yüzde 11,8 idi. Dolayısıyla önceki yılın ekim ayındaki bu verinin baz etkisiyle, işsizlik azalmış gibi görünse de ayrıntılarına bakıldığında, algı ile gerçekliğin farklı olduğu görülüyor. Tüm teşviklere ve yüzde 11’in üzerinde çıkan üçüncü çeyrek büyüme hızına rağmen, halen işsizlik verisi çift hanenin altına indirilebilmiş değil. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1,8 puanlık azalış ile yüzde 12,3 oldu. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı da 1,9 puanlık azalış ile yüzde 19,3 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 1,5 puanlık azalış ile yüzde 10,5 olarak gerçekleşti.
12.       AKP - MHP arasında “Milli Mutabakat” olarak adlandırılan ittifak, ülkemizi uzun süre derin ayrışmalara ve kamplaşmalara sürükleyen “Milliyetçi Cephe” oluşumlarını andırmaktadır!
Dış politikada Afrin ve Menbic için estirilmeye başlanan savaş söylemi, iç politikada ise “Milli” etiketi ile yaftalanan yeni ittifak hazırlıkları, ülkemizin ve toplumumuzun yakın dönemdeki barış-huzur-birlik ve beraberlik arayışlarını sarsabilecek niteliktedir. Kendileri dışındaki partileri ve kesimleri “Gayrı Milli” olarak kamplaştıran bu yapının, toplumsal barış ve beraberlik ihtiyacına katkı sunması mümkün değildir. 2019 süreci için gündeme getirilen bu siyasi oluşum, tüm ortaklarının siyasi gelecek kaygısını, ancak birlikte var olabilecekleri anlayışını yansıtmaktadır. Bu ittifaka Büyük Birlik Partisi de (BBP) dahil olma düşüncesini açıkladı. Yakın dönemde iç siyasette bir Milliyetçi Sağ Siyasi Blok’un ortaya çıkacağı anlaşılıyor.
13.       AYM’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın bireysel başvuruları üzerine verdiği “hak ihlali ve tahliye” kararının, alt mahkemelerce tanınmaması, Anayasa’nın yok sayılmasıdır!
Türkiye Anayasası’nın en üst yargı kurumu olarak kabul ettiği Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından verilen Altan ve Alpay ile ilgili iki karar, ilk kez alt mahkemeler tarafından tanınmamış ve AYM kararına uymayacakları ilan edilmiştir. Bu durum; Anayasa hükümleri, hukuk devleti, yargı kararlarının herkes için eşit şekilde uygulanması ilkeleri açısından büyük bir hukuki çöküşü göstermektedir. İstanbul 13 ve 26’ıncı Ağır Ceza Mahkemeleri AYM’nin bu kararıyla ilgili tahliye taleplerine, “AYM’nin gerekçeli kararının kendilerine ulaşmadığı, karar resmi gazetede yayınlanmadan tahliye yapılamayacağı” gerekçesiyle uymadılar. AYM bunun üzerine her iki kararı ve gerekçelerini resmi internet web sitesine koyarak, twitter aracılığıyla gerekçeli kararların resmi sitede yayınlandığını duyurdu. Ancak her iki alt-yerel mahkeme, AYM’nin tahliye kararı veremeyeceğini, dosya içeriğine kendilerinin hakim olduğunu, AYM kararını uygulamayacaklarını belirten kararlar aldılar.

Bu yazı 148 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
Türkiye zor bir viraja girdi
Sorunları barışla aşacağız
Erdoğan Toprak'tan Laiklik ve Sporda Şiddet Çıkışı!
Türk Sporu'nun AKP ile çöküşü
Toprak: Asıl sorulması gereken IŞİD kaynağı nereden buluyor?
Erdoğan Toprak Habertürk'te 22 Ekim 2015
Erdoğan Toprak Fox TV'de - 21 Ekim 2015
Toprak: Projelerimizin pozitif algı oranı %60'ın üzerinde
12 Eylül Yasalarını Çöpe Atacağız
Milletçe alkışlıyoruz
Listemize kayıt olun, haberler ve gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.
E-Posta Adresiniz:
     
 
AB, Türkiye'ye vizeyi kaldıracak mı?

Vizenin kalkacağına inanıyorum
AB'nin samimi olmadığını düşünüyorum
Mülteci anlaşmasının uygulanmasında tereddütlüyüm
Türkiye 72 kriteri yetiştiremeyebilir
AB, mülteciler için Vize ile Türkiye'yi oyalıyor
Bir fikrim yok

Sonuçları göster Anket arşivi
 
     
 
 
 
 
 
Özgeçmiş
Bize ulaşın
Soru sorun
Günün tüm haberleri
Duyurular

 

GÜNDEM
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Dünya
Yaşam
Kültür Sanat
Bilim ve Teknoloji
Diğer
 
UZMAN BAKIŞI
Siyaset
Dış Politika
Ekonomi
Enerji
Diğer
BASIN DÜNYASI
Basın Bültenleri
Medya Etkinlikleri
 
TBMM FAALİYETLERİ
Erdoğan Toprak
CHP
CHP İŞ DÜNYASI
Ziyaretler
Üye Vekiller
Duyurular
Yayınlar
   
 
E-KÜTÜPHANE
Dergi
Makale
Kitap
Araştırma
Raporlar
Meclis Bülteni
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ